Kürtçe |Ingilizce | Hollandaca

perihanmaden

 

68 Hissiyatlanmaları/ Suçlulanmaları/ Yanmaları

Perihan Mağden

 

Çok gripnezlelarenjit farenjit döndüm Hollanda'dan. Den Haag'dan.
İHD Hollanda'dan konuşma yapmaya çağırmışlardı. Ben de yılda bir kez filan kabul edebiliyorum Yurt Dışı meselelerini.
Kalktım, biraz soğuk algınlığı içinde, gittim.
Ama bana Yabancı Yerler'de bir kunduzluk geliyor: Yabancı Şehrin sokaklarında bir aşağı bir yukarı koşturup duruyorum neşe
içinde. (Kunduzların günahını da almak istemem; belki onlar öyle yapmıyorlardır.)
Jaklin Çelik, Akın Birdal ve Ertuğrul Kürkçü idi diğer konuşmacılar.
Bizi dinlemeye gelenler Kürkçü'nün tâbiriyle "bir ayağı çukurda olanlar".
68 Kuşağı. İlk İlticacılar, filan.
Genç Kuşaklar'ın Türkiye'den gelen politik söylemleri ya da hiçbir şeyi dinlemeye niyeti yok artık.
Konuşmanın ardından Rotterdam'da bir Türk lokantasına gidildi.
Mozaik isminde, limana bakan güzel bir lokanta.
Orda, Ertuğrul Kürkçü ve eski silah arkadaşlarını dinlemek-
Böyle bir Erdal Öz ya da Vedat Türkali romanına ışınlanmak gibi-
Ki, ben her iki yazarımızı da okumadım vakti zamanında. Rus sosyalist gerçekçilerini okudum ama.
Şimdi bence bütün mesele "embittered" (gıcık, sinir, irite edici, acılaşmış) olmak ya da olmamak.
68 Kuşağı'nın topyekûn EMBİTTERED oluşuna gözümüzün önünde, bunca tanıklık etmiş; ya da tanıklık etmekten hepten imtina etmişken; Ertuğrul Kürkçü'nün nasıl neşeli, keyifli, moralli, efendi ve esprili olduğunu birinci elden (içki sofrasında) gözlemlemek, bana fevkalâde iyi geldi.
Hadi yüzümüz kızartmak pahasına da olsa söyleyelim. Yaşam öyküsüyle bir nevi "efsane" olan birinin; bu, başka bir tablodan fena halde sırıtabilecek kelimeyi sonuna kadar "hak etmiş" birinin, böylesine ruhen ayakta, sapasağlam ve bunca sağlıklı kaldığını kalabildiğini görmek - iyiydi. İçime iyi geldi.
Yine en Umut Kırıcı konuşmayı ben yaptım. Yine en Umutsuz Şahıs yakınmaları tarafımdan, dinleyicilere saçıldı.
Akın Birdal'dan filan da utanabilirdim. Ama Kürkçü'nün dirayetli neşesi, çok daha kendi(me) getiriciydi.
Bunca kısa (sayılabilecek) zamanda bunca "embittered" olabilme konusunda aldığım yolu, ister istemez acullüğüme bağladım.
O kuşaktan adamlar ve kadınlar, beğendiklerimiz ve beğenmediklerimiz,
o denli acıyı nasıl da "efendice" çekmişler, çekebilmişlerdi. Mesela.
Acıya dayanıklılığımı sorgulamam bir yana-
Onların umudu vardı.
Bu, çok mühim.
Ayrıca takımları vardı. Yoldaşları vardı. Örgütleri vardı.
Hem yalnız değillerdi; hem de amaçları ve inançları vardı.
Tamam büyük bir kısmı şimdi Ruhsal Çöküntü halinde. En acıklısı, pek çoğunun İrrasyonalitenin Göçüğü altında kalmış olması.
Siyasetten yanlışçılığı kendilerine "hak" görebiliyorlar diyelim. Bir kısmı.
Alabildiğine yanlış/sakat/bakarkör "okumalar" yapıp geçmişlerinden aldıkları güçle, haddinden fazla bir güven ve saçma sapan vehmetmelerle, sıkı saçmalayabiliyorlar. Yorucu, dahası utaç verici olabiliyorlar.
Bir nevi Ruhi Moloz! Mantık Göçmesi. Had Aşımı. Vesaire vesaire.
Ama işte aralarında Kürkçü gibi; hâlâ sosyalizme inanan, hayata inanan, Türkiye'ye dair doğru okumalar yapabilen birileri de varmış-
Mümkünat dahilindeymiş-
Bir zamanlar onca öykündüğümüz kişilerin, bugünkü debelenmelerini izlemek kalp kırıcı olabiliyor. Zira.
Umut kırıcı, hepten. Olabiliyor.
Ertuğrul Kürkçü'yü tanıdığıma memnun oldum, kısaca.
Aşırı umutsuzluğuma dair içime (eminim hiç kast etmeden de olsa) utanç sürüleri salıverdi. Neşesiyle. Enerjisiyle. Duruşuyla. İnançlılığıyla.
Şimdi hem hâlâ umutsuzum ey okur! Hem de umutsuzluğumdan utanıyorum.
Biri birini yener herhalde.
Ya umutsuzluk gider utanca dayanamayıp. Ya umutsuzluk utancı def edip yoluna katlanarak, devam eder.
Filmin hissiyat devamını, göreceğiz.
Bu Sinema'da. Ya da göremeyeceğiz.

Radikal Gazetesi / 27 Aralık 2007

 

 

 

dunya ev poster
 

 

HEPİMİZ ERMENİYİZ

 

 

 

 

 

 

 

 

Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın, Orgeneral Büyükanıt'ı 'yargıyı etkilemeye çalışmak', 'örgüt kurmak', 'sahte belge düzenlemek' ve 'görevini kötüye kullanmakla' suçladığı Şemdinli iddianamesi, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

İddianame'nin tamamı icin tıklayın...


 

Agire Newroz´e tari nabe

Newroz Ateşi sönmeyecektir

 

 


Cinayetlere Hepimiz Tanığız.

Şemdinli’de ölüme ve öldürülmeye alşlkın sokaklar bu kez kendi iç duyarlılığını depreşltirerek ayaklandı.

Diplerden en derinliklerden bugüne kadar faili belli cinayetlereden sorumlu olanlar bu kez işl başlında hemde halk tarafından yakalandılar.

Şemdinli sokakları ölmüş, öldürülmüş genç insanların çığlığıyla, ölü gözleriyle dünyayı ahına konuk etmek isteyen bebeklerin sesiyle, yakılmış köylerin, ormanların, telef edilmiş hayvanların acısıyla bir kez daha doldu...

(Devamı için tıklayın...)


 

Uygar dünyanın umdukları gibi olmadığnı anladıklarında kendilerini bekleyen alevlerle ve hücrelerin parmaklıklarıyla karşı karşıyaydılar...

 

Dışarısı çimento içerisi bakalit gözetim evi narlı alevlerle birlikte 11 göçmene mezar oldu.

Kıtlıktan açlığın olduğu diyarlardan çoğu kara Afrika’dan gelmişlerdi. Talan edilmiş ülkelerinden, talan edenlerin ülkelerine doğruydu göç yolları... Onlarda sadece yaşama içgüdüsüyle takip ettiler göçün yolunu. Vicdan sahibi olan her insan iyi bilir ki evrensel hukuk ve onun değer yargıları alevler içinde can veren 11 insanın göçmenlik öyküsü bu şekil hazin bir sonla bitmezdi..

Yetkililer herşeyin normal olduğunu, görevlilerin görevlerini gerekiyle yerine getirdiklerini donmuş suratlarıyla anlatırken  demokratik kurum ve sivil toplum örgütleri  öldürülmeye, yakılmaya çalışılan vicdani sorgulamaya başladılar.

Üzerinde yaşadığımız dünya da artık herşey normalleşiyor. İlhak, işgal, katliam ve hukuksuzluk Avrupa’da da normalleşirken  Hollanda da hızlı bir şekilde gasp edilen sosyal haklar ve demokratik kazanımların budanması da yangınlarla birlikte normalleşiyor.

Birleşmiş milletler yasalarınca garanti altına alınan mültecilik hakkı da en hızlı bir şekilde gasp ediliyor. Bir kaç haftada üstün körü bir şekilde sonuclandırılan davalarla kaç insan sonu belirsiz ölüme yolcu edilirken  en son Schipol”de kamu vicdanını yakan yangınla miültecilğinde artık yanarak kül olmaya başladığını gördük.

Bizler de sessizliğimizle  seyrederken yaralanan onurumuzla yanmaya başlıyoruz..

Yavaş yavaş herşeyimizi alarak insanlığımız insani olan yanmayan yanlarımızı yakarak bizleri de yakmaya devam ediyorlar...

Birçoğu oligarşik  yönetimlerinden  kaçmış  yağmurunu suyunu ve çiceklerini tanıyamadıkları bu ülkeye sığınmışlardı ve hiçbiri yanarak  böylesi hazin bir ölümü hak etmemişlerdi.

Hitler zülmünü yaşayan  bu  ülkenin vicdanlı bir toplumu bu yangını kendi iç vicdanına taşıyarak sorgulamalı soğuk yüzlü devlet yöneticilerinin  kötü gidişine dur demelidirler.

Tüm sivil toplum örgütleri ve demokratik kurumları gaspedilmeye çalışılan iltica hakkı icin duyarlı olmaya çağırıyoruz....

 


İHD'ye atılan gül hepimizi yaraladı
 
BASIN BİLDİRİSİ (3 Ağustos 2005)

 Adalet Ağaoğlu'nun İHD’ye attığı gül hepimizi yaraladı. Eksik ve yanlış bilgilendirmelere dayandığını sandığımız bu suçlamaları haksız buluyor ve İHD’nin yıpratılmasına göz yumulmaması gerektiğine inanıyoruz.

(Devamı için tıklayınız)


 

 

Ece Temelkuran

 

Yemezler!

Halkımız 'yemiyor' alimallah! Adalet Ağaoğlu söyledi ya; insan haklarının Kürtlerle ilgili bir müessese olduğunu bile fark ediyor evelallah!

Sokaktan bir dilenci geçiyor; genç bir adam. Meslek erbabı belli ki, inanılmaz iç paralayıcı bir sesle bağırıyor avaz avaz:
"Açım! Açım! Yardım edin!"
Apartmanlara, aylık kirası en az sekiz yüz milyon olan evlere doğru bağırıyor:
"Hastaneden yeni çıktım. Açım! Açım! Yardım edin!"
Uğur Dündar'ın dilencilerle bozduğu bir ilişki var Türkiye'de, dilencilerle merhametli insanlar arasında; kimse camını açıp merak edip bakmıyor bile. Fakat adam, dedim ya, işini iyi yapıyor, insanın içini parçalıyor. Parçalanırken parçalanırken bir genç kadın çıkıyor cama, asabi:
"Yeter be! Kes sesini! Hadi çek arabanı! Yemezler!"
...

(Devamı için tıklayınız)


Sınır tanımayan Aydın ve Sanatçılar Girişimi Basın Açıklaması...

Basına ve Kamuoyuna;

Demokrasi bilinci ve kültürü, Türkiye gibi çok kültürlü ve dilli bir ülkede birbirinden farklı toplumların barış ve huzur içinde yaşamaları için geliştirilmelidir. Bireyin yaşam hakkına müdahale etmek, hiç kimsenin hakkı olamaz. Hele bu demokratik bir devlet olduğunu iddia eden bir ülkeyse, kişinin yaşamını, güvenliğini ve özgürlüğünü anayasal güvence altına almak ve korumak onun vazgeçilmez görevidir.


Ama gelinen aşamada değil güvence altına almak, Türkiye`nin kendi vatandaşlarını farklı düşünce ve görüşlerinden, dini inanç ayrılıklarından, dillerinden dolayı baskı ve inkar politikalarıyla yok etmeyi amaçladığı ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin son zamanlarda özellikle, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde farklı kültürlerdeki halklara ve yükselen toplumsal ve sınıfsal muhalefete karşı başlattığı operasyonlar, demokrasi ve insan hakları açısından kaygı ve kuşkularımızı her geçen gün arttırmaktadır.

açıklamanın devamı için tıklayınız...


 


TÜHİD`İN AMAÇLARI


TÜHİD, cinsiyet, etnik köken, sınıf,dil, din, inanç ve düşünce ayrımı yapılmaksızın herkesin insan haklarından tam ve eşit olarak yararlandığı, düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, her alanda özgürce örgütlenebildiği, hukukun üstünlüğüne dayalı, çoğulcu ve katılımcı bir demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile işlediği bir Türkiye istemektedir.
[
devamı ]

Kontak


Bize aşağıdaki adres ile ulaşabilirsiniz.

Waldeck Pyrmontkade
 116

2518 JR S' Gravenhage


Email : 
tu_hid@hotmail.com

 

Uye basvuru formu icin tiklayiniz.

Not: Uyelik formunu okumakta gucluk cekiyorsaniz Acrobat readeri download edebilirsiniz.


Bağlantılar



[
devamı ]